01.07.2016

tanıtım ve tarihçe

İLÇENİN TARİHİ

Posof, aslında bugün Posof çayı dediğimiz suyun adıdır. Posof Çayının İlçe topraklarının batı yaylarından çıkıp doğuya doğru akarken oluşturduğu vadinin adı da Poshov/ Poshof'tur. Dolayısıyla Posof, bir yerleşim biriminin değil, bir bölgenin adıdır. Bu bölge yukarı Kür boyları ile anılan Kars'ın Çıldır, Ardahan ve Hanak, Artvin'in merkez dâhil Ardanuç, Şavşat ve Borçka ilçelerini içine alan bölgedir

Posof'un tarih çizgileri çok eskidir. Tarihçilere göre Hurri, Urartu ve Sakalara uzanan bu eski tarihin çizgileri çok net değildir. Makedonları ünlü kralı İskender M.Ö. IV. Yüzyıl sonlarında doğu seferine çıktığı zaman Kafkasya'da ona karşı çıkan kuvvetli bir Türk varlığının olduğu bilinmektedir. Bu Türkler Kafkasların kuzeyinden güneye göçeden ilk Kıpçaklar ile Bun-Türk olarak bilinen Türklerdir. Bun-Türk yerli Türk anlamına gelmektedir.

Milattan önce 680 yıllarında Kafkasların kuzeyinden gelen atlı göçebe İskit Türkleri Urartulardan havaliyi alarak 500 yıl hüküm sürmüşlerdir. Daha sonra Horasan havalisinden gelen Arsak Türkleri M.Ö. 150 - M.S. 430 yılları arasında yaşamışlardır. Arsak Türklerinden sonra bölgede Peçenek ve Oğuzların yaşadığı bilinmektedir.

İslam Çağı

610 yılından itibaren Hz. Osman zamanında bölgede Müslüman Arapları görüyoruz. Bu tarih, Kafkaslarda İslam dininin tebliğ faaliyetinin de başlangıcıdır. Müslüman Araplar 646 yılında Çıldır, Ardahan, Posof, Ahıska, Artvin ve Acarayı itaatleri altına aldılar.

650'li yıllardan itibaren bölgede Hazar-Arap mücadeleleri başladı. Bölge bu iki kuvvet arasında zaman zaman el değiştirdi.

700'lü yıllardan sonra Posof'unda içinde bulunduğu geniş coğrafya'da Gürcü Bağratlı ailesinin hakimiyeti başlar. Bagratlı ailesinden Asut bey ve onun nesli 1801 yılına kadar Bağratlılar adıyla 1000 yıl Gürcistan tahtında kalarak bir dünya rekorunun sahibi olmuştur.

IX. yüzyılda Posof bölgesinin merkezi Kol Kalesiydi. Tarih kaynaklarından bu kalenin birçok kralın taht yeri olduğu anlaşılmaktadır. 1021 yılından itibaren bölgede Bizans hâkimiyeti başlamıştır.

Selçuklular Devri

Horasan'da Gazneli'leri yıkan Selçuklular, 1040 yılında kazandıkları Dandanakan Zaferi'yle İran'ı fethettiler. 1064 yılında, Birinci Bati Seferi'ne çıkan Selçuklu Sultani Alparslan, Bagratlı/Gürcü ülkesi üzerine yürüdü ve Aras nehri boylarını ele geçirdi. Gürcü Kralını vergiye bağladı.

Alparslan, 1068 yılında çıktığı İkinci Bati Seferi'nde, Bizans'ın kışkırtmalarıyla barışı bozan IV. Bagrat'in ülkesine yöneldi. Arap Caferogulları elinde bulunan Tiflis şehrini aldı. Alparslan, bu seferinde Kars, Ardahan ve Hanak'ı fethetti. Bagrat'ın barış isteğini kabul ederek Rey şehrine döndü.

Danişmentli Ahmet komutasındaki Selçuklu ordusu Şavşat üzerinden Arsiyan Dağını aşarak halen mevcut Kol köyündeki kaleyi kuşatarak Bizans ve Gürcü Bagratlı birleşik ordusunu yener ve yöre 1080 tarihinde Selçuklulara bağlanır. Gürcü kaynakları bu zaferi Didi Türk-Oba (Büyük Türk Bayramı) olarak kaydeder.

Bu tarihten itibaren 1124 yılına kadar 44 yıl Selçuklu hakimiyetinde kalan bölgede, Oğuz/Türkmen yerleşmesiyle İslâm dini de yayılmaya başladı.
II. yüzyılda Altay'da yeni bir isim ortaya çıkmıştı: Kıpçak. Bozkıra göç edenlere Kıpçak diyorlardı. Yeri dar gelen anlamına gelen bu kelime, birçok kolları bulunan büyük bir Türk kavminin adıdır

Kıpçaklara Ruslar, Polovtsi; Almanlar, Falb; Ermeniler Hardes diyorlardı. Bu üç milletin Kıpçaklar için kullanmış oldukları isimlerin ortak anlamı, sarışın demekti. Karadeniz'in kuzeyinde ve Kafkaslara yakın bölgelerde yasayan Kıpçaklar, gerçekten sarışın ve beden yapısı bakımından da çok yakışıklı kimselerdi.

Düzenli bir ordusu bulunmayan Bagratli Krallığı, ülkeyi dış tehditlere bilhassa Selçuklu akınlarına karşı savunmakta çaresiz kalıyordu. Bu sebeple Kral David, 1118 yılında Kıpçakları, Güney Kafkasya'ya davet etti. Kıpçakların Hıristiyan olanları, Gürcü Kralının davetiyle Daryal yoluyla Güney Kafkasya'ya geçerken, Müslüman olanları da, Selçuklulara katılmak üzere Derbend yoluyla güneye doğru indiler.

Kraliçe Tamar zamanında (1184–1213) Gürcistan'da Kıpçakların sayısı ve nüfuzu hayli arttı

1256'da Horasan, Iran ve Irak'ı ele geçiren Hülagü, bu ülkelerin hâkimi oldu. Başkenti Tebriz şehri olan bu devlet, İlhanlı Devleti adıyla 1336 yılına kadar ayakta kalmıştır.

Kıpçak-Türk unsurunun Ahıska-Posof Bölgesinde kökleşmesi konusunda İlhanlı Devleti'nin önemli rolü vardır. Zira buradaki Kıpçak Atabeklerinin Tiflis'e baş kaldırarak bir hükümet seklinde ortaya çıkmaları, İlhanlı Hükümdarı Abaka Han sayesinde olmuştur.

Gürcü tarihlerinde Cakeli adıyla anılan ünlü Cak Ailesi, bugün Posof'un Caksu köyünde kalıntısı bulunan Cak Kalesinde ilbeyi olarak oturmaktaydılar. Gürcü Kilisesine bağlı Ortodoks-Hıristiyan olan bu aileye mensup beyler, Gürcistan devlet yönetiminde önemli nüfuza sahiptiler. Bu aileden bilinen şahısların en eskisi olan Boço Beg, Kraliçe Tamar çağında (1184–1213) Ardahan ve Ahıska bölgesinin hâkimiydi.

Gürcistan hâkimiyetinde yasamaktan bıkan Kıpçak Türkleri, 1268 yılında Sargis Beyi Tiflis'e göndererek Gürcistan'dan ayrılma isteklerini bildirdiler. İlhanlı Hükümdarı Abaka Han da, Sargis Beyin isteğini olumlu buldu ve faaliyetini destekledi. Böylece 1268 yılında Ahıska'da Tiflis'ten bağımsız bir Kıpçak Atabek Hükümeti kuruldu. Doğrudan doğruya İlhanlı hükümdarına bağlı bu hükümetin sınırları, Azgur Boğazı'ndan başlayarak Ahiska, Posof, Ardahan, Çildir, Kars, Tortum, İspir, Acara ve Artvin'i içine alıyordu. Abaka Han zamanında, Ahiska Bölgesinde tarih sahnesine çıkan bu Kıpçakların İslâmlaşması da başlamış oldu.

Kıpçaklar, Oğuzlardan çok sonra, ancak XII. yüzyılın sonlarından itibaren İslâm dinine girmeye başladılar. Bu tarihlere kadar Şaman yahut Hristiyandılar. Gürcistan'a gelen Kıpçak kolunun Müslüman olması, 1578 yılında vuku bulan Osmanlı fethiyle başlamıştır.

Osmanlı Dönemi

1578 yılında Osmanlı'nın Şark Seferleri başladı. Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Pasa, Padişah tarafından serdar tayin edildi. 2 Temmuzda Erzurum'a gelen orduya, diğer Beylerbeyileri de askeriyle katıldılar. Büyük bir orduyla Erzurum'dan kalkan Serdar Lala Mustafa Pasa, Oltu üzerinden 5 Ağustosta Ardahan'a geldi.

Osmanlı ordusu Ardahan'dan kalkıp Çıldır üzerinden Tiflis'e doğru yürürken, Safevî ordusuyla karsılaştı. Burada yapılan meydan savaşı, 9 Ağustos 1578 günü Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Ardahan Sancakbeyi Abdurrahman Beyle Bayburt Alaybeyi Bekir Bey de kendi askeriyle 8 Ağustosta Ulgar Dağı'nı aşarak Posof'a geldi. Posof Bölgesinin merkezi Mére Kalesiydi. Mére ve Vale, savaşsız olarak zapt edilerek buralara asker yerleştirildi. 9 Ağustos günü de Ahıska, Tümük, Hirtiz ve Ahilkelek kaleleri işgal edildi. Böylece Atabek ülkesinin son toprakları da o gün Osmanlı Devleti'ne katılmış oldu.

Ahiska Atabeki Manuçahr Bey, ordusuyla Serdarın konağına gelip itaatini arz etti. Kendisine Azgur Sancağı verildi. Manuçahr Bey, İstanbul'a gidip Divanda Müslüman olarak sünnet edildi. Sonra da, Atabekoğlu Mustafa Pasa unvanıyla Ahiska/Çildir Beylerbeyi oldu. Kardeşi V. Gorgora'ya da Oltu Sancağı verildi.

Lala Mustafa Paşa 1578 yılı Ağustos ayında Ahıska merkez olmak üzere Çıldır eyaletini kurar, Posof'ta sancak beyliği olur.

Rusların Kafkasya'ya gelişi ve Türk-Rus Mücadelesi

Ruslar, Timur'un Altınordu Devleti'ni yıkmasıyla tarih sahnesinde yer almaya başladılar. Rusya, kendisini Bizans'ın varisi olarak görmekteydi. Bu sebepledir ki, Rus devletinin kurulusu (MS. 862) üzerinden yarım asır bile geçmeden, Çargrad (Çar Şehri yahut Şehirlerin Şahı) dedikleri İstanbul üzerine seferlere başlamışlardır.

Rusların Kafkaslara ayak basmaları ve yerleşmelerinde Gürcülerin büyük rolü vardır. Bazı Gürcü beyleri, 1658 yılında, Osmanlı ve İran'a karşı Moskova'dan yardim talebinde bulunmuşlardı. 1801 yılında Gürcistan Rusya'ya ilhak edildi. Böylece Ruslar, artık Kafkasya'da ayaklarını sağlam yere basmış oluyorlardı.

26 Nisan 1828 tarihinde Purut ırmağını geçen Ruslar, Rumeli, Kafkas ve Anadolu olmak üzeri üç koldan taarruz ettiler. İleri harekâta devam eden Rus kuvvetleri, Ahiska şehrini kuşattılar. Büyük ateş, katliam ve yangınla, 28 Ağustos 1828 günü şehir ele geçirildi.

1828 Savaşında Ahiska, Ruslara bırakıldı. Böylece 250 yıllık Osmanlı Eyalet başşehri Ahiska, elden çıktı. Posof, Edirne Antlaşması'yla çizilen sınırla anavatan sınırı içinde kaldı. Günümüzde Posof'tan geçen Türkiye-Gürcistan devlet sınırı, 1830 yazındaki Tahdid-i Hudud Komisyonu tarafından kesilmiştir.

Çildir Eyaleti'nin başkenti Ahiska, Rusya'ya bırakılınca, Eyalet merkezi, Oltu'ya taşındı. Tanzimat'tan sonra eyaletler kaldırılıp vilâyetler kurulunca, Oltu merkezli Çildir Sancağı teşkil edildi. Çildir/Oltu Sancağı, Ardahan ve Ardanuç kazalarıyla birlikte Erzurum Vilâyetine bağlandı. Bu dönemde Posof, Ardahan kazasının bir nahiyesiydi.

1877–1878 (1293) Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)

Halk arasında, 93 Harbi diye bilinen ve Türk tarihi için bir felâket olan, dokuzuncu Osmanlı Rus savaşında Posof da işgal edildi.

Savaş, 3 Mart 1878'de imzalanan Yeşilköy/Ayastefanos Antlaşmasıyla sona erdi. Burada görüşülen konular, 13 Haziran 1878 tarihinde toplanan Berlin Kongresi'nde de tartışılarak karara bağlandı. Buna göre, Anadolu'da Batum, Ardahan ve Kars sancakları (Elviye-i Selâse), savaş tazminatı yerine Çarlık Rusyasına bırakıldı.

Bu savaşla Kırk Yıllık Kara günler başladı. Bu esaret, göçlere sebep olmuş, birçok insan, ata yurdunu, baba ocağını terk ederek Anadolu içlerine çekilmiştir. Doksan Üç Harbi felâketiyle vatandan ayrı düşen yerler, 40 yıl sonra 3 Mart 1918 tarihinde Bolşevik Rusya ile imzalanan Brest-Litovsk Muahedesi'yle anavatana kavuşmuştur.

1883 yılında bu bölgeyi dolaşan bir Rus bilgininin Posof'la ilgili notlarından, bölge halkının tamamının Türkçe konuştuğunu, Gürcüce konuşan kimsenin bulunmadığını ve hatta kimsede Gürcüce öğrenme arzu ve isteğinin bulunmadığını öğreniyoruz. Yine bu notlarda, 1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra, Posof'tan 331 hane(aile)nin Anadolu'ya göç ettiği, bunlardan 103 ailenin geri döndüğü belirtilmektedir.

 

1917 Mart'ında, Rusya'nın başkenti Petrograd'da patlak veren ihtilâl, hızla ülkeye yayıldı. Lenin'in başını çektiği Bolşevikler, 7 Kasım'da yaptıkları darbeyle geçici hükümeti yıkarak iktidarı ele geçirdiler. Böylece Rusya'da Çarlık idaresi tarihe karışıyor, Bolşevik/Komünist bir rejim geliyordu. İhtilâlin ardından disiplinsiz Rus birlikleri Erzurum-Kars ve havalinden çekilirken silahlarını ve yerlerini Ermeni ve Gürcü askerlerine bırakıyorlardı. Bunlar da, Müslüman ahaliye her türlü zulmü reva görüyorlardı.

Bu sırada, 3 Mart 1918 tarihinde, Brest-Litovsk Barışı imzalanmıştı. Ertesi günü antlaşmayla Ardahan, Kars ve Batum'un Türkiye'ye bırakıldığını öğrenen Kafkas Hükümeti'nin Ermeni ve Gürcü kanatları, bu antlaşmayı tanımadıklarını ilân ettiler. Böylece Türkiye'yle müzakereden de vazgeçtiler.

Brest-Litovsk Barışı ve onu takiben Trabzon ve Batum görüşmeleriyle doğu sınırlarımızdaki eski topraklarımız, anayurda kavuşarak yaralarını sararken, yeni bir musibet ortaya çıktı: Mondros Mütarekesi! 30 Ekim 1918'de Türk'ün başının eğildiği böyle bir günde, Ermeni, Rum ve Yahudiler sevinç içindeydiler.

Bu mütarekenin, Posof'u ilgilendiren en dikkat çekici tarafı, Brest-Litovsk'la anavatana kavuşan Posof ve çevresi, altı ay sonra Türk askerinden ayrılmak zorunda bırakılmasıydı. Çünkü mütareke hükümleri, Türk askerinin, 1914 yılındaki sınıra çekilmesini emrediyordu.

5 Kasım 1918 tarihinde, Kars İslâm Şurası kuruldu. 14 Kasım günü yapılan kongreyle Kars'ta Millî İslâm Şurası Merkez-i Umumî adıyla yerli bir hükümet teşkil edildi. 17–18 Ocak 1919 gecesi Kars'ta yapılan büyük kongrede Cenubîgarbî Kafkas Hükûmet-i Muvakkata-i Milliyesi (Geçici Güneybatı Kafkas Millî Hükümeti) kuruldu. Kars Hükümetinin kurulmasıyla, yerli halk, Ermeni ve Gürcülere karşı teşkilâtlanmıştı.

Mondros Mütarekesiyle Türk askeri, Posof Bölgesinden çekilince buralar Gürcüler tarafından işgal edildi. Mahallî önderlerle Gürcü kuvvetlerine karşı mücadeleye girişen halk, yurdunu savunmadaki yiğitliğini gösterdi. Gürcü askerinin, 1919 yılı mart ayında Posof köylerinde yaptığı soygun, halkın sabrını taşırdı. Halk, bu askerleri yakalayarak çalınan mallarını ellerinden aldı. Bu olayı savaş sebebi sayan Gürcü Hükümeti'nin silahlı kuvvetleri, Ahiska'dan hareketle Badele'ye hücum ettiler. Bu taarruz karşısında, Posoflu milis kuvvetleri harekete geçti. Posoflu milislerin mukavemeti karşısında, Gürcü ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Fakat Gürcü ordusu daha büyük ve düzenli ordu ile Posof'u ve havalisini işgal etmişlerdir.

Al Bayrak Altında

1921 yılının şubat ayında, Gürcistan'da iktidarda bulunan Menşevik Hükümet de zor günler yaşıyordu. Azerbaycan ve Ermenistan'ı Sovyetleştiren Kızıllar, Tiflis üzerine yürümekteydi.

TBMM'nin 20–21 Şubat 1921 gecesi yapılan gizli oturumunda aldığı kararla Gürcistan'ın Ankara'daki elçisine bir nota verildi.

23 Şubat günü sabahın erken saatlerinde, Gürcü Sefiri Simon Midivani, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Muhtar Beye, söz konusu bölgenin boşaltıldığını bildirdi. Ayni sabah, Gürcü mülkî ve askerî memurları, Ardahan'ı terk ederek Posof yoluyla Ahiska'ya gittiler.

Böylece Ardahan, Artvin, Posof, Şavşat, Hanak ve Çıldır, 23 Şubat 1921 tarihinde anavatana ve al bayrağa kavuştu. Posof istirdat edilince, üç ay kadar Caksu'da Yüzbaşı Aziz Hikmet Bey askerî idareyi temsil etti. Mülkiye Kaymakamı gelince kaza merkezi Dugur (Posof)'a nakledildi. İlk Kaymakam Kürt Macid Bey'dir. SSCB ile TC arasında, 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşması'yla sınırlar kesinleşti.

Posof Cumhuriyetimizin ilanından sonra 1923 yılında ilçe merkezi olarak belirlenmiştir..